Mükemmel kadını tarif etmek gerekirse, tek bir şey dışında Elif diyebilirim, Elif Mıhçı. Bu gün bile hala biri mükemmel kadın diyecek olursa Elif'i gösteririm lakin onun da bir kusru vardı, kadın ırkının taşıdığı o kusur. Ona ızdırap veren için gitti ve ardından sadece yavaş yavaş silinen anıları bıraktı bir de o gittikten sonra yavaş yavaş kendini vaz geçmeye bırakan beni.
Nasıl tanıştığımızı şöyle böyle hatırlıyorum dürüst olmak gerekirse lakin sınırsız tesadüfler bütününü net olarak hatırlıyorum, öfkemin doruğa ulaşmadığı lakin bir kadını etkileme yetilerimin neredeyse dorukta olduğu bir dönemdi, her şeyin yıkılmaya başlamasından sadece altı ay önce. Hiç de uslu bir çocuk değildim o sıralar, hem de hiç değildim, Ece'nin değerinin farkında değildim ve bu kadar da değildi, Mutlu adında bir sevgilim daha vardı yani kötü çocuktum lakin kimsenin en ufak bir farkındalığı dahi yoktu oynadığım bu ufak oyunun, belkide bu nedenle Elif de beni aynı şekilde terk etti, onu Ankara şubesi olarak kullanan, kayda teğet bile geçmeyecek biri için, çapkının teki olduğumu birazcık da olsun gösterseydim hatta ona bir şube olduğu hissini verseydim bana da, Yiğit atlı o beş para etmez adama, aşık olduğu kadar aşık olacaktı. O da ardık bir anı.
Tesadüfler zinciri ve mükemmeliyet diyordum, değil mi? DeviantArt adlı bir sitede mesajlaşmamız ile başladı, sanırım bir fotoğrafım yahut galerim için attığı bir yorum ile başladı her şey. Görünüşe bakılırsa okuduğum okulun içinde bulunan yurtta kalıyordu, ilk görüşmemizi şöyle böyle hatırlıyorum o soğuğu seven kadını. Dışarıda su birikintileri buz kütlelerine dönüşürken yurdunun kafeteryasında üstünce incecik bir şey ile oturuyordu, baştan aşağı siyah giyinmişti, koyu kızıl saçları şöyle böyle parlıyordu. Konuşmamız esnasında bir ara "İnternette konuşurken senin bir snob olduğunu sanmıştım, ne kadar da cana yakınsın." ve yaptığı gözlem doğruydu, ne zaman internette olsam bir buz kütlesine dönüşüyorum. Kaderin bir cilvesi diyordum onunla tanışmama keza onunla konuştukça ve onunla vakit geçirdikçe ne kadar benzer olduğumuz ortaya çıkıyordu ve onun kedi gözleri ki gerçekten kedi gözlüydü daha da çekici geliyordu. Aynı olan şeyler ikimizin de uslanmaz birer siyah sever olmamızdan öteydi, onun da benim gibi hep birbirine benzer kıyafetleri olması tesadüf olamazdı ilk kez yemeğe çıkışımızda sadece bakışarak ne spariş edeceğimizi bilmemiz gibi. Bilgisayar oyunlarından büyük bir keyif alıyorduk, kucağıma oturup Zelda oynadığını hala hatırlıyorum ve de drama konusunda yaptığımız keyifli sohbetleri.
Elif ile yaptığımız konuşmalar esnasında sıkça İstanbul'a gidip o lanet olasıca şehirden büyük keyif aldığından bahsetmişti lakin asıl konu ordaya gitmesinin asıl nedeninin drama etkinliklerine katılması olduğuydu. Daha sonra öğrenebildim ancak Yiğit adındaki o onun bunun çocuğunun olduğu etkinliklere katılmak için gittiğini... Neler olduğunu anlayamayacak kadar kör olmuştu mantığım o dönem, Mutlu'yu elimde tutmak için yaptığım ufak oyunları ona yapamayacak kadar. Sadece kıyafetler üstümüzdeyken uyumlu değildik, ipek yumuşaklığında lakin mermer sertliğinde olan teni, tenime dokunduğu anda öğrenmişti tüm apartman adımın Salih olduğunu. Haftanın üç gecesi benim evimde kalırdı ve ben ona en sevdiği tatlıları yapardım her gece, en gayri ihtiyari tavuk göğsü sevdiğini söylediğinde gerekli malzemeleri almıştım onun için lakin hiç pişiremedim.
Bir gün, Adana'ya ailesinin yanına gidip geçmişte kalan o adam ile konuşup her şeyi açıklığa kavuşturacağını söylerek gitti, bir kaç gece sonra Mutlu'tyu görmeye gittiğim Antalya'da son kez ağladım, bir çocuk gibi zırladım telefonda ve ağlamaktan utandığımı söyledim. Yan odada uyuyan yeğenimin duymaması için yüzümü yastığa bastırarak hıçkırıyordum, onun için her şeyi Ece'yi dahi feda etmeye hazırdım, şimdi bunun nasıl da büyük bir hata olduğunu anlıyorum. Seni hiç aldatmamalıydım Ece. Ankara'ya döndüğümüzde yüz yüze olmasa da şu sözleri sarf etti, ama ben ona aşığım, ve bu sözler ile içimdeki son insanlık da öldü, geriye öfkeyle dolu biri kaldı. Okula gitmedim o dönem, onu görmek istemedim ve evim, ruhumu yansıtmaya başladı, pislik içinde, bakımsız, kim ne kadar temizlerse temizlesin kısa süre sonra o eski halini alan bir pislik yuvası, hala da öyle. Onu bir kaç günden daha uzun süre temiz tutacak son insanı da, Ece'yi de, ben kovdum hayatımdan, hayatımdaki en büyük hatayı sorsalar Ece'yi aldatıp onu üzmek, ondan ayrılmak olduğunu söylerdim.
Bir sonraki dönem gördüm onu, yavaş yavaş parçalanan biri iken, sarıldım, aramızdaki uyumdan hiç bir şey kaybetmemiştik, karşı koyamadı ve sarıldı, sımsıkı. Konuştuğumuz bir kaç gün boyunca onun hakkında yeni şeyler öğrendim, aradaki zamanda yaptıklarını, aşık olduğu adamı dahi aldattığını ve o adam Finlandiya'da iken onu arada yaramazlık yapan bir köpek gibi beklediğini. Sanırım o yaramazlıklardan biriydim ben de, facebook üzerinden yaptığı yaramazlığı yüzüne vurana kadar bir kaç gün daha konuştuk ve geriye kalan büyük bir sessizlik oldu.
Geriye bakıp düşündükçe anlıyorum, o zaman da anlamıştım lakin görmezden gelmiştim neden "arkadaşlarıyla" dışarı çıktığında beni istemediğini ve birlikte gitmek istediğim o Bling Guardian konserine hiç gidemediğimizi. Onu sarhoşken hiç görmedim, "arkadaşlarıyla" dışarıda olduğu o geceki telefon konuşmamız dışında, sanırım alkolü sadece o onun bunun çocuğu ile içebiliyordu...
Ona gerçekten değer veren ve kusursuz bir uyuma sahip olduğu kişiyle olsaydı, her şey çok daha farklı olabilirdi. Birlikte mutlu olabilirdik hem de çok mutlu. Aşık olduğu adamı, her ne kadar bir sülükten daha değersiz olsa da, aldatmak zorunda kalmazdı ve bir erkeğin içindeki son insanlığı da öldürmezdi, onun serbest bıraktığı canavar, cinayetlerini özgürce ve soğuk kanlılıkla işlemezdi, o canavarı susturabilirdi. Yapmadı, çünkü annesi tek babası çok olan birine aşıktı, onu Ankara şubesi olarak kullanan birine.
Bir şansım daha olsa, geçmişe dönebilsem, onunla ilk tanıştığım ana; onunla arkadaş dahi olmazdım, Mutlu'dan ayrılırdım ve Ece'yi hayatımın odağı yapardım, ona sonsuz bir mutluluk vermek için yaşardım lakin bunun için dahi artık çok geç. Kendi yarattığım cehennemde yavaşça çürüyeceğim yaptığım tüm kötülükler için.
Tavuk göğsü, evet, o tatlıyı yaptım, yaptım ve tamamen yanana kadar bekledim, üstünde yenilebilecek bir kısmı kalmıştı, gerisi ise siyah ve tanınmaz bir kütle idi, öfke ile simsiyah bir balçık haline gelmiş ruhum gibi.
20 Mayıs 2010 Perşembe
18 Mayıs 2010 Salı
Orgazm Olamamış Bir Kadın
Orgazm, belkide Türk kadınının en büyük sorunlarından biridir; bir suçlu aranacak olursa, kendi cinselliğini ötekileştiren ve bunu gümüş tepside sunan kadın kadar kadını kendi zevkleri için bir alet olarak gören erkek de suçludur. Benim için sevişmek bir dans, bir çiftin kusursuz uyumunu içeren bir dans, tek tarafın tatminiyle sınırlı bir zorunluluk değil, yahut keyifin gümüş tepside sunulduğu kutsal bir olgu değil. Asıl soru ise, bu şekilde bir birlikteliği kadınlar mı istiyor? Hemcinsimden olduğundan dolayı utanç duyduğum bu insan döllerini kadınlar mı özellikle eş olarak, sevgili olarak seçiyor?
Didem Demirci, evet adı Didem idi, sevgilim dediği her erkek tarafından bir alet gibi kullanılmış, defalarca aldatılmış bir kadın Didem. İlk tanışmamız aşk denen pislik hakkındaki bir tartışma ile oldu, gerçekler pek de hoşuna gitmediğinden olsa gerek aradan geçen uzunca bir süre boyunca birbirimize yabancı olarak kaldık. Tüm aşklar sevgiyle başlar sözünden olsa gerek, yabancılık yok oldukça birlikte olabileceğimiz olasılığı da kendini gösterdi ve bu olasılık bir süre sonra bir kesinlik haline geldi.
Didem için güzel bir hatun diyemem lakin kendine has bir çekiciliği vardı, kendine has bir duruşu. Onunla birlikte olmaktan pişman değilim, yine de evlenmiş olsak kötü hissedebilirdim, belkide ilerleyen yıllarla daha da uyumlu hale gelecektik onunla. Geçmişe dönüp baktığımda bu düşünceler için çok geç olduğu gerçeği ile bir daha yüzleşiyorum, bedenini kendisinden iyi tanıdığım bu kadının da ruhu hakkında yanıldım ve artık o da geçmişte bir anı.
Geçmiş ve anılar diyordum, evet. Bana taşınmasını ve ilk kez birlikte oluşumuzu hatırlıyorum, bilgisayarı paylaşmakta çektiğimiz güçlükleri, itiraf etmeliyim ki hiç bir şey konusunda olmadığım kadar bencildim bilgisayarımı paylaşmak konusunda. Mükemmel değildim evet, bir kaç kere göğüsleri hakkında söylediğim şeylerden dolayı onu üzdüm de lakin ilişkinin gidişatında bir kaç ufak tümsekti ya da ben öyle düşündüm keza çok güzel olan anılarımız çoğunluktaydı, birlikte yapılan alışverişlerdeki o kahkahalarla dolu anılar yahut her gün onun dahi fark etmediği ufak detaylarla ona yaptığım jestler gibi. Hayatımda sevinen ve üzülen pek çok kadın gördüm lakin kitabının arasına saklanmış olan, en sevdiği çikolatayı, pikolatayı gördüğünde onun yüzünde oluşan gülümsemeyi hiç bir kadında görmedim.
Onunla geçirdiğimiz bu güzel anlar jestler ve alışveriş ile yahut sadece kıyafetler üstünden tenimizin temas ettiği dakikalar değildi. İlk sevişmemizi hatırlıyorum da, yüzünden terler boşalırken o titrek sesiyle seni seviyorum değişi hala net bir şekilde hafızamda. İlk sevişmemiz, onun ilk orgazmıydı, ilk kez titremişti sesi ve içi; erkek ırkından tiksindiğim bir andı. Alexi Zorba'nın da dediği gibi, tatmin olabilecek bir kadını tatmin etmemek, işlenebilecek en büyük günahtır. Erkek ırkı nasıl olmuş da onu sadece bir oyuncak olarak görmüştü. Bedenini, ondan iyi bildiğim bu kadın için, Didem için, yaşadığı bu deneyim, daha sonra yaşayacağı bir çok şeyin ilki olmuştu, kıyafetleri ile yahut onlarsız olarak...
Bir kadın mutluluğa ne kadar dayanabilir, kadın ırkı mutluluğa ne kadar dayanabilir? Çok uzun süre olmasa gerek ki kısa bir süre sonra evin anahtarları ile ona verdiğim kitabı kargo ile yolladı. Aile ziyaretinden hiç dönmedi, dönmeyeceğini bilmediğimi söylesem bu bir yalan olur, bilmiyormuş gibi yaptım lakin, hep yaptığım gibi. Olmayan bir problemi çözmek imkansızdı, kadın ırkının ızdırabı sevmesini bir problem olarak saymazsak tabi. Artık öldürmek istemeyen bu katil için, bir kadına ızdırap çektirerek kendine bağlamak bir seçenek değildi. "Gözüm başkasında iken seninle olamam." sözlerini bir mesaj ile gönderdikten kısa bir süre sonra da ona verdiğim kitap ile anahtarlarımı postahaneden aldım.
Her şey bittikten sonra iletişimde olduğumuz o kısa süre içerisinde kendisine eşya gibi davranan insana geri döndü, sonra başka birinin eşyası oldu. Ben ise biraz daha öldüm, biraz daha sorguladım insan ilişkilerini, kadını ve erkeği. Bir neden aradım, ondan önce gelenlerin de gidişlerinin nedeni olabilecek, kaynağı ben olabilecek bir neden; bulabildiğim tek neden zaten bildiğim şeydi, kadınlar ızdıraptan hoşlanıyordu yani problem bendim, tehlikeli görünen lakin artık tehlikeli olmayan, emekli bir katil.
Didem Demirci, evet adı Didem idi, sevgilim dediği her erkek tarafından bir alet gibi kullanılmış, defalarca aldatılmış bir kadın Didem. İlk tanışmamız aşk denen pislik hakkındaki bir tartışma ile oldu, gerçekler pek de hoşuna gitmediğinden olsa gerek aradan geçen uzunca bir süre boyunca birbirimize yabancı olarak kaldık. Tüm aşklar sevgiyle başlar sözünden olsa gerek, yabancılık yok oldukça birlikte olabileceğimiz olasılığı da kendini gösterdi ve bu olasılık bir süre sonra bir kesinlik haline geldi.
Didem için güzel bir hatun diyemem lakin kendine has bir çekiciliği vardı, kendine has bir duruşu. Onunla birlikte olmaktan pişman değilim, yine de evlenmiş olsak kötü hissedebilirdim, belkide ilerleyen yıllarla daha da uyumlu hale gelecektik onunla. Geçmişe dönüp baktığımda bu düşünceler için çok geç olduğu gerçeği ile bir daha yüzleşiyorum, bedenini kendisinden iyi tanıdığım bu kadının da ruhu hakkında yanıldım ve artık o da geçmişte bir anı.
Geçmiş ve anılar diyordum, evet. Bana taşınmasını ve ilk kez birlikte oluşumuzu hatırlıyorum, bilgisayarı paylaşmakta çektiğimiz güçlükleri, itiraf etmeliyim ki hiç bir şey konusunda olmadığım kadar bencildim bilgisayarımı paylaşmak konusunda. Mükemmel değildim evet, bir kaç kere göğüsleri hakkında söylediğim şeylerden dolayı onu üzdüm de lakin ilişkinin gidişatında bir kaç ufak tümsekti ya da ben öyle düşündüm keza çok güzel olan anılarımız çoğunluktaydı, birlikte yapılan alışverişlerdeki o kahkahalarla dolu anılar yahut her gün onun dahi fark etmediği ufak detaylarla ona yaptığım jestler gibi. Hayatımda sevinen ve üzülen pek çok kadın gördüm lakin kitabının arasına saklanmış olan, en sevdiği çikolatayı, pikolatayı gördüğünde onun yüzünde oluşan gülümsemeyi hiç bir kadında görmedim.
Onunla geçirdiğimiz bu güzel anlar jestler ve alışveriş ile yahut sadece kıyafetler üstünden tenimizin temas ettiği dakikalar değildi. İlk sevişmemizi hatırlıyorum da, yüzünden terler boşalırken o titrek sesiyle seni seviyorum değişi hala net bir şekilde hafızamda. İlk sevişmemiz, onun ilk orgazmıydı, ilk kez titremişti sesi ve içi; erkek ırkından tiksindiğim bir andı. Alexi Zorba'nın da dediği gibi, tatmin olabilecek bir kadını tatmin etmemek, işlenebilecek en büyük günahtır. Erkek ırkı nasıl olmuş da onu sadece bir oyuncak olarak görmüştü. Bedenini, ondan iyi bildiğim bu kadın için, Didem için, yaşadığı bu deneyim, daha sonra yaşayacağı bir çok şeyin ilki olmuştu, kıyafetleri ile yahut onlarsız olarak...
Bir kadın mutluluğa ne kadar dayanabilir, kadın ırkı mutluluğa ne kadar dayanabilir? Çok uzun süre olmasa gerek ki kısa bir süre sonra evin anahtarları ile ona verdiğim kitabı kargo ile yolladı. Aile ziyaretinden hiç dönmedi, dönmeyeceğini bilmediğimi söylesem bu bir yalan olur, bilmiyormuş gibi yaptım lakin, hep yaptığım gibi. Olmayan bir problemi çözmek imkansızdı, kadın ırkının ızdırabı sevmesini bir problem olarak saymazsak tabi. Artık öldürmek istemeyen bu katil için, bir kadına ızdırap çektirerek kendine bağlamak bir seçenek değildi. "Gözüm başkasında iken seninle olamam." sözlerini bir mesaj ile gönderdikten kısa bir süre sonra da ona verdiğim kitap ile anahtarlarımı postahaneden aldım.
Her şey bittikten sonra iletişimde olduğumuz o kısa süre içerisinde kendisine eşya gibi davranan insana geri döndü, sonra başka birinin eşyası oldu. Ben ise biraz daha öldüm, biraz daha sorguladım insan ilişkilerini, kadını ve erkeği. Bir neden aradım, ondan önce gelenlerin de gidişlerinin nedeni olabilecek, kaynağı ben olabilecek bir neden; bulabildiğim tek neden zaten bildiğim şeydi, kadınlar ızdıraptan hoşlanıyordu yani problem bendim, tehlikeli görünen lakin artık tehlikeli olmayan, emekli bir katil.
17 Mayıs 2010 Pazartesi
Dövmeli Kadın
Vücutta kalıcı bir iz demek dövme, belkide mezara götüreceğin bir iz ve o izi vücuduna işlemek oldukça yüklü bir sorumluluk bilinci getiriyor, Didem bu bilince sahipti hem de fazlasıyla lakin sahip olmadığı belkide olamadığı şey, aşık olduğu erkeklerin hep onu üzen erkekler olacağı gerçeğiydi. Her ne kadar Didem isminden hoşlanmamama rağmen -ki sevilmeyen şeyler zor unutulur- onun da adı ve benliği zamanla kaybolacak. Şu itirafımı gerçekleştirmek için zihnimin derinliklerine inerek ondan arta kalanları çıkartıyorum, fosil kayıtları Ece'den kısa süre sonrasını işaret ediyor; kendini beğenmişlik içerisinde hayata dair son bağlarımın koptuğu o döneme.
Hayata tutunma şansımın olduğu bir dönemdi diyebilirim, belkide o kadar kendini beğenmiş olmasaydım ve de serin kanlı olsaydım bu hataları yapmayacaktım. İnsan ne kadar deneyimli olursa olsun, güdülerini ve kibrini kontrol etmek her zaman çok zor ve de bazen başarısızlıkla sonuçlanabilen bir hareket.
Didem demiştim, değil mi. Hiç sevmem Didem ismini, alınmasın o ismi taşıyanlar, Didem olup da beni gülümseten kimse çıkmadı henüz. Güzel bir kadındı, hala güzel mi onu bilmiyorum lakin; beni kolundaki dövmesi değil de sesi etkilemişti ve de kuvvetli o tavrı. Ailesine destek olmak isteyen, ayakları yere basan biriydi ve içinde gizli olan o hain ve de kendini beğenmiş insan dışında ideal biriydi diyebilirim. Siyahlar içinde, etkileyici bir kadın.
Dürüst olmakta fayda var, ilk öpüşmemizi hiç hatırlamazken bir kaç sevişme aklımda kaldı onun hakkında, resmi olarak hiç sevgilim olmamış o kadın hakkında. En net hatırladığım şey, son görüşmemiz oldu ve de sözleri; hiç anlaşamayacağım bir yığın insanın sahte gülümsemelerine benim de sahte gülümsemelerim karışırken kaçamak bakışmalarımızla anlaşıp dışarı çıkma kararı aldık o gece. Konuşulması gereken bir şey vardı, yanlış giden bir şey. Tenlerimiz de uyuyordu, fikirerimiz de yakındı ikimiz de drama ile ilgileniyorduk, keyifle.
El ele tutuşuyor muyduk yoksa birbirimizden uzak mıydık, hatırlamıyorum, hatırladığım tek şey o gerilim ve havanın serinliği idi, o yine simsiyah giyinmişti. Bir karar vermemiz gerekli dediğimde yine bahaneleri sıraladı; evet bana aşık değildi, nasıl olabilirdi ki. Bir kadın ona ızdırap çektirmeyen bir erkeğe aşık olamaz; Sema mesela, onunla bir kedinin fareyle oynadığı gibi oynarken o bana içinde aşk denen o tiksindirici kelime ile dolu olan mesajlar yazardı. Didem ile de oynamalıydım belkide, hem de daha sert bir şekilde ve onu istememeliydim lakin istedim... Onu son kez orda gördüm, sonraki buluşmamızı iptal etti, onu defalarca aldatan kabak suratlı biriyle olmayı tercih etti. Ben ise onu bir daha görmemek için o dönem hayata karşı en büyük bağım olan drama topluluğundan ayrıldım, ahmakça bir karar. Yıllar sonra topluluğa geri dönmek için orada olabilmek için çabalayan yine benim.
Her şey farklı olabilirdi oysaki, Didem'in vereceği ufacık bir karara bağlıydı; ne kabak surat gibi onu aldatırdım ne de onu mutsuz ederdim lakin her kadın gibi o da ona acı vereni seçti. Belkide drama topluluğunda şu anda aktif biri olurdum, o da mezun olup gittikten sonra bu günleri bir tebessüm ile anardı. Ufacık bir karar, tabi benim de tavırlarım farklı olabilirdi, mesela ona ızdırap çektirerek kendime bağlayabilirdim, bedenen ve ruhen onu kötüye kullanıp kabak suratın yaptığı gibi bir köşeye atardım. Eskisi gibi biri olurdum...
Müslüman ya da ateist, şımarık veya ağır başlı, dahi veya ahmak; hiç değişmiyor, acı çekmeyi seviyor kadınlar ve anlayamıyorlar, aşık oldukları kişi hep onlara zarar veren kişi olacak. Yapmaları gereken tek şey, onlara değer veren kişiyi sevmek, sevmeyi öğrenmek. Sanırım bunu kadın ırkından beklemek, en iyi ihtimalle hayal perestlik olur.
Hayata tutunma şansımın olduğu bir dönemdi diyebilirim, belkide o kadar kendini beğenmiş olmasaydım ve de serin kanlı olsaydım bu hataları yapmayacaktım. İnsan ne kadar deneyimli olursa olsun, güdülerini ve kibrini kontrol etmek her zaman çok zor ve de bazen başarısızlıkla sonuçlanabilen bir hareket.
Didem demiştim, değil mi. Hiç sevmem Didem ismini, alınmasın o ismi taşıyanlar, Didem olup da beni gülümseten kimse çıkmadı henüz. Güzel bir kadındı, hala güzel mi onu bilmiyorum lakin; beni kolundaki dövmesi değil de sesi etkilemişti ve de kuvvetli o tavrı. Ailesine destek olmak isteyen, ayakları yere basan biriydi ve içinde gizli olan o hain ve de kendini beğenmiş insan dışında ideal biriydi diyebilirim. Siyahlar içinde, etkileyici bir kadın.
Dürüst olmakta fayda var, ilk öpüşmemizi hiç hatırlamazken bir kaç sevişme aklımda kaldı onun hakkında, resmi olarak hiç sevgilim olmamış o kadın hakkında. En net hatırladığım şey, son görüşmemiz oldu ve de sözleri; hiç anlaşamayacağım bir yığın insanın sahte gülümsemelerine benim de sahte gülümsemelerim karışırken kaçamak bakışmalarımızla anlaşıp dışarı çıkma kararı aldık o gece. Konuşulması gereken bir şey vardı, yanlış giden bir şey. Tenlerimiz de uyuyordu, fikirerimiz de yakındı ikimiz de drama ile ilgileniyorduk, keyifle.
El ele tutuşuyor muyduk yoksa birbirimizden uzak mıydık, hatırlamıyorum, hatırladığım tek şey o gerilim ve havanın serinliği idi, o yine simsiyah giyinmişti. Bir karar vermemiz gerekli dediğimde yine bahaneleri sıraladı; evet bana aşık değildi, nasıl olabilirdi ki. Bir kadın ona ızdırap çektirmeyen bir erkeğe aşık olamaz; Sema mesela, onunla bir kedinin fareyle oynadığı gibi oynarken o bana içinde aşk denen o tiksindirici kelime ile dolu olan mesajlar yazardı. Didem ile de oynamalıydım belkide, hem de daha sert bir şekilde ve onu istememeliydim lakin istedim... Onu son kez orda gördüm, sonraki buluşmamızı iptal etti, onu defalarca aldatan kabak suratlı biriyle olmayı tercih etti. Ben ise onu bir daha görmemek için o dönem hayata karşı en büyük bağım olan drama topluluğundan ayrıldım, ahmakça bir karar. Yıllar sonra topluluğa geri dönmek için orada olabilmek için çabalayan yine benim.
Her şey farklı olabilirdi oysaki, Didem'in vereceği ufacık bir karara bağlıydı; ne kabak surat gibi onu aldatırdım ne de onu mutsuz ederdim lakin her kadın gibi o da ona acı vereni seçti. Belkide drama topluluğunda şu anda aktif biri olurdum, o da mezun olup gittikten sonra bu günleri bir tebessüm ile anardı. Ufacık bir karar, tabi benim de tavırlarım farklı olabilirdi, mesela ona ızdırap çektirerek kendime bağlayabilirdim, bedenen ve ruhen onu kötüye kullanıp kabak suratın yaptığı gibi bir köşeye atardım. Eskisi gibi biri olurdum...
Müslüman ya da ateist, şımarık veya ağır başlı, dahi veya ahmak; hiç değişmiyor, acı çekmeyi seviyor kadınlar ve anlayamıyorlar, aşık oldukları kişi hep onlara zarar veren kişi olacak. Yapmaları gereken tek şey, onlara değer veren kişiyi sevmek, sevmeyi öğrenmek. Sanırım bunu kadın ırkından beklemek, en iyi ihtimalle hayal perestlik olur.
16 Mayıs 2010 Pazar
Bir Ayrılık Hikayesi
Belkide 30. kez duyduğum yalanı bir kerede daha duymamı sağlayan Buket'den (Buket Baklacı) sonra aslında hiç bir şey değişmedi; yine insanlar birbirleriyle oyun oynuyor ve yine insanlar kendilerine acı çektirene gitmek için artık alışılagelmiş bahaneleri uyduruyor. Buket'in "Böyle bir ilişkiye hazır değilim, sen mükemmel birisin, yoksa bu kadar bile sürmezdi." değişini geçen yıllar içinde tekrar tekrar duydum. Bundan seneler öncesinde olduğu gibi.
Sanırım adı Seda idi, olmayabilir de, beyaz tenli olan benim yanımda simsiyah görünen esmer güzeliydi, tabi ayrıldıktan bir sene sonra gördüğümde daha çok bira fıçısına benziyordu; bu da başka bir hikaye tabi. Onunla ilgili bir şeyler hatırlamaya çabalasam da ablasıyla son derece keyifli bir sohbet ettiğim ve ailesi tarafından sevilen ilk erkek arkadaş olduğum dışında pek bir şey hatırlamıyorum ha bir de ağzımda pizza varken dudaklarıma yapışması. Anımsadıklarımdan yaptığım çıkarımla çok da zeki bir kadın olduğunu söyleyemem, elinde makinasıyla, İstanbul'un en iyi okullarından birini kazanmış birine kendini yamaması da bunun göstergesi olabilir. Ortalama bir Akdeniz kadını, kimisi arabası olan biri ister, kimisi ise iyi bir okulda olan birisi, o ise ikinci seçeneği seçti.
Şu anda beni İstanbul içerisinde tek başına bırakanlara ve sokaklarda sürünmemi sağlayan insanlara teşekkür etsem de o dönemde oldukça acı bir deneyimdi, okulu bırakmam gerekti lakin bu nedenlerden sadece bir tanesiydi, asıl neden için önce bahaneyi duymamız gerekli.
Her zaman uğradığımız, pizzaları iğrenç fakat fiyatı iyi olan o garip mekanda idik, dürüst olmak gerekirse, yıkılmış olduğunu umuyorum, pizzaları gerçekten kötüydü. Seda, dudaklarını ekşiterek "İki sene sonra ÖSS'ye gireceğim, sen çok iyisin ama ders çalışmaktan sana vakit ayıramayacağım." dedi, ben de gülümseyerek "Ben de gireceğim, daha az görüşürüz hem derslerimizin bir kısmı ortak olacak." dedim. Konuşmanın zaman zaman kaydığı yerler gerçek bir komediydi, trajik bir komedi. Buket'in (hikayenin başında bahsettiğim Buket değil) bahane bulma konusundaki başarısını gösteremedi ve Yağmur Yaşar'ın bahane seviyesinde kalıverdi. Uzun süre boyunca hiç görüşmemek, hiç telefonlaşmamak lakin bu bahaneleri kısa sürede çözüldüğünden, bir ya da iki gün daha beklemesi gerekti büyük konuşmayı yapmak için.
Bir akşam üstü idi, sadece yürüyelim derkenki o mide bulandırıcı ses tonundan tahmin ettim minicik beyninden geçenleri. O an, aklını başına alacağı konusundaki tüm umutlarım tükeniverdi. Yüzü ekşidi, ve o klasik repliği tekrarladı "Sen mükemmelsin, seni çok seviyorum bu yüzden ders çalışamıyorum, bitsin." Yüz ifadesine en fazla üç kere bakabildiğimi hatırlıyorum, üstüne kusmak hiç de centilmence olmazdı, gün batımı fotoğrafımı çekmeyi bitirdim ve de "İyi, tamam." değip başka hiç bir şey demeden oradan uzaklaştım.
İki hafta sonra, onu sadece yatakta oyuncak olarak gören biriyle birlikte olmaya başladı, defalarca aldatılmasına rağmen o adamdan ayrılmadı yahut geri birleşti. Olayları gözlemeyi sevdiğimden olsa gerek, ona"aşık" olduğu için ayrılmadığı sözlerini de ondan duyabildim. Beni düşünmediği için o kadar çok çalışmış olsa gerek ki, aşık olduğu adamın olduğu, aşık olduğu şehirdeki bir üniversiteyi kazandı tek bir farkla, Hukuk fakültesine gireceğim derken Maliye bölümünü kazandı. O dönemler sabırlı biri olmalıymışım ki, her şeyini kaybettiği anlarda sergi açtığım yerlerde fotoğraflarımı gördüğünde girdiği mesajlaşma krizlerine bir kaç kere dayanabildim. Sonunda, edinilebilecek tüm veriler edinildikten sonra zamanın akışıyla silinip gitti.
İlk seferde kendisine postayı koyabilirdim yahut hiç başlamayabilirdim, evet lakin hem kendi için hem de benim için çok daha iyi bir geleceği sağlayan başka bir karar verebilirdi de. Eğer aşık olduğu yani, onu üzen erkekle olmasaydı neler olabilirdi? Yine ayrılabilirdik, bir süre sonra iletişimimiz kalmayabilirdi lakin her şey bittiğinde geride mide bulandıran anılar ve maliye bölümü kalmayacağı konusunda bir iddiam var.
Düzeltme: Seda değil Esra.
Sanırım adı Seda idi, olmayabilir de, beyaz tenli olan benim yanımda simsiyah görünen esmer güzeliydi, tabi ayrıldıktan bir sene sonra gördüğümde daha çok bira fıçısına benziyordu; bu da başka bir hikaye tabi. Onunla ilgili bir şeyler hatırlamaya çabalasam da ablasıyla son derece keyifli bir sohbet ettiğim ve ailesi tarafından sevilen ilk erkek arkadaş olduğum dışında pek bir şey hatırlamıyorum ha bir de ağzımda pizza varken dudaklarıma yapışması. Anımsadıklarımdan yaptığım çıkarımla çok da zeki bir kadın olduğunu söyleyemem, elinde makinasıyla, İstanbul'un en iyi okullarından birini kazanmış birine kendini yamaması da bunun göstergesi olabilir. Ortalama bir Akdeniz kadını, kimisi arabası olan biri ister, kimisi ise iyi bir okulda olan birisi, o ise ikinci seçeneği seçti.
Şu anda beni İstanbul içerisinde tek başına bırakanlara ve sokaklarda sürünmemi sağlayan insanlara teşekkür etsem de o dönemde oldukça acı bir deneyimdi, okulu bırakmam gerekti lakin bu nedenlerden sadece bir tanesiydi, asıl neden için önce bahaneyi duymamız gerekli.
Her zaman uğradığımız, pizzaları iğrenç fakat fiyatı iyi olan o garip mekanda idik, dürüst olmak gerekirse, yıkılmış olduğunu umuyorum, pizzaları gerçekten kötüydü. Seda, dudaklarını ekşiterek "İki sene sonra ÖSS'ye gireceğim, sen çok iyisin ama ders çalışmaktan sana vakit ayıramayacağım." dedi, ben de gülümseyerek "Ben de gireceğim, daha az görüşürüz hem derslerimizin bir kısmı ortak olacak." dedim. Konuşmanın zaman zaman kaydığı yerler gerçek bir komediydi, trajik bir komedi. Buket'in (hikayenin başında bahsettiğim Buket değil) bahane bulma konusundaki başarısını gösteremedi ve Yağmur Yaşar'ın bahane seviyesinde kalıverdi. Uzun süre boyunca hiç görüşmemek, hiç telefonlaşmamak lakin bu bahaneleri kısa sürede çözüldüğünden, bir ya da iki gün daha beklemesi gerekti büyük konuşmayı yapmak için.
Bir akşam üstü idi, sadece yürüyelim derkenki o mide bulandırıcı ses tonundan tahmin ettim minicik beyninden geçenleri. O an, aklını başına alacağı konusundaki tüm umutlarım tükeniverdi. Yüzü ekşidi, ve o klasik repliği tekrarladı "Sen mükemmelsin, seni çok seviyorum bu yüzden ders çalışamıyorum, bitsin." Yüz ifadesine en fazla üç kere bakabildiğimi hatırlıyorum, üstüne kusmak hiç de centilmence olmazdı, gün batımı fotoğrafımı çekmeyi bitirdim ve de "İyi, tamam." değip başka hiç bir şey demeden oradan uzaklaştım.
İki hafta sonra, onu sadece yatakta oyuncak olarak gören biriyle birlikte olmaya başladı, defalarca aldatılmasına rağmen o adamdan ayrılmadı yahut geri birleşti. Olayları gözlemeyi sevdiğimden olsa gerek, ona"aşık" olduğu için ayrılmadığı sözlerini de ondan duyabildim. Beni düşünmediği için o kadar çok çalışmış olsa gerek ki, aşık olduğu adamın olduğu, aşık olduğu şehirdeki bir üniversiteyi kazandı tek bir farkla, Hukuk fakültesine gireceğim derken Maliye bölümünü kazandı. O dönemler sabırlı biri olmalıymışım ki, her şeyini kaybettiği anlarda sergi açtığım yerlerde fotoğraflarımı gördüğünde girdiği mesajlaşma krizlerine bir kaç kere dayanabildim. Sonunda, edinilebilecek tüm veriler edinildikten sonra zamanın akışıyla silinip gitti.
İlk seferde kendisine postayı koyabilirdim yahut hiç başlamayabilirdim, evet lakin hem kendi için hem de benim için çok daha iyi bir geleceği sağlayan başka bir karar verebilirdi de. Eğer aşık olduğu yani, onu üzen erkekle olmasaydı neler olabilirdi? Yine ayrılabilirdik, bir süre sonra iletişimimiz kalmayabilirdi lakin her şey bittiğinde geride mide bulandıran anılar ve maliye bölümü kalmayacağı konusunda bir iddiam var.
Düzeltme: Seda değil Esra.
Başlangıç
Aslında, sizler gibiydim; ben de doğdum, hem de sıcak bir temmuz akşamında ve benim de düşlerim vardı aşk denen saçmalık hakkında, hatta sevgilim kuzeniyle çok sıcak dakikalar geçirene kadar ben de ilk öpücüğümü düşledim ve kardeşimin odasında alıştığım yalanları söyleyen bir sürtük ile olana kadar ilk seferimin şiirlerdeki gibi olacağını düşündüm hep. Belkide gerçekten kaz kafalıydım ki insanlar bana gerçekleri söylediklerinde onları dinlemedim, yapılabilecek en büyük fedakarlıkları yaptım ve daha sonra büyük bir öfke ile yapılabilecek en büyük kötülükleri yaptım.
Geçmişe dönüp baktığımda, hiç birinden pişmanlık duymuyorum, bir tanesi hariç, Ece, seni aldatmamalıydım. Geçmiş dedim de, hepsi geçmişte kaldı, şu satırları yazan kişi emekli bir çapkın başka bir değişle içi geçmiş bir orospu, artık kimseyi öldürmek istemeyen bir katil...
Kendi kişisel cehennemimde, geçmişteki o tek suç için kendimi cezalandırırken ve ikinci şansı hak etmeyenlere o şansı verirken bir yandan da itiraf edeceğim, hatırlayabildiğim kadarını. Benim ve onların hatalarından çıkarttığım dersleri de anlatacağım yoksa bu cehennemden kaçış için olmayan bir tanrıya yakarıştan fazlası olamaz bu itiraf name.
Bu oyun iki kişilik, en kötüsü ise her oyun gibi, her dans gibi zincir en zayıf halkadan kopuyor, en zayıf olan kadar güçlü oluyor birliktelik.
Perdeler açılsın, oyun başlasın!
Geçmişe dönüp baktığımda, hiç birinden pişmanlık duymuyorum, bir tanesi hariç, Ece, seni aldatmamalıydım. Geçmiş dedim de, hepsi geçmişte kaldı, şu satırları yazan kişi emekli bir çapkın başka bir değişle içi geçmiş bir orospu, artık kimseyi öldürmek istemeyen bir katil...
Kendi kişisel cehennemimde, geçmişteki o tek suç için kendimi cezalandırırken ve ikinci şansı hak etmeyenlere o şansı verirken bir yandan da itiraf edeceğim, hatırlayabildiğim kadarını. Benim ve onların hatalarından çıkarttığım dersleri de anlatacağım yoksa bu cehennemden kaçış için olmayan bir tanrıya yakarıştan fazlası olamaz bu itiraf name.
Bu oyun iki kişilik, en kötüsü ise her oyun gibi, her dans gibi zincir en zayıf halkadan kopuyor, en zayıf olan kadar güçlü oluyor birliktelik.
Perdeler açılsın, oyun başlasın!
Kaydol:
Yorumlar (Atom)