Vücutta kalıcı bir iz demek dövme, belkide mezara götüreceğin bir iz ve o izi vücuduna işlemek oldukça yüklü bir sorumluluk bilinci getiriyor, Didem bu bilince sahipti hem de fazlasıyla lakin sahip olmadığı belkide olamadığı şey, aşık olduğu erkeklerin hep onu üzen erkekler olacağı gerçeğiydi. Her ne kadar Didem isminden hoşlanmamama rağmen -ki sevilmeyen şeyler zor unutulur- onun da adı ve benliği zamanla kaybolacak. Şu itirafımı gerçekleştirmek için zihnimin derinliklerine inerek ondan arta kalanları çıkartıyorum, fosil kayıtları Ece'den kısa süre sonrasını işaret ediyor; kendini beğenmişlik içerisinde hayata dair son bağlarımın koptuğu o döneme.
Hayata tutunma şansımın olduğu bir dönemdi diyebilirim, belkide o kadar kendini beğenmiş olmasaydım ve de serin kanlı olsaydım bu hataları yapmayacaktım. İnsan ne kadar deneyimli olursa olsun, güdülerini ve kibrini kontrol etmek her zaman çok zor ve de bazen başarısızlıkla sonuçlanabilen bir hareket.
Didem demiştim, değil mi. Hiç sevmem Didem ismini, alınmasın o ismi taşıyanlar, Didem olup da beni gülümseten kimse çıkmadı henüz. Güzel bir kadındı, hala güzel mi onu bilmiyorum lakin; beni kolundaki dövmesi değil de sesi etkilemişti ve de kuvvetli o tavrı. Ailesine destek olmak isteyen, ayakları yere basan biriydi ve içinde gizli olan o hain ve de kendini beğenmiş insan dışında ideal biriydi diyebilirim. Siyahlar içinde, etkileyici bir kadın.
Dürüst olmakta fayda var, ilk öpüşmemizi hiç hatırlamazken bir kaç sevişme aklımda kaldı onun hakkında, resmi olarak hiç sevgilim olmamış o kadın hakkında. En net hatırladığım şey, son görüşmemiz oldu ve de sözleri; hiç anlaşamayacağım bir yığın insanın sahte gülümsemelerine benim de sahte gülümsemelerim karışırken kaçamak bakışmalarımızla anlaşıp dışarı çıkma kararı aldık o gece. Konuşulması gereken bir şey vardı, yanlış giden bir şey. Tenlerimiz de uyuyordu, fikirerimiz de yakındı ikimiz de drama ile ilgileniyorduk, keyifle.
El ele tutuşuyor muyduk yoksa birbirimizden uzak mıydık, hatırlamıyorum, hatırladığım tek şey o gerilim ve havanın serinliği idi, o yine simsiyah giyinmişti. Bir karar vermemiz gerekli dediğimde yine bahaneleri sıraladı; evet bana aşık değildi, nasıl olabilirdi ki. Bir kadın ona ızdırap çektirmeyen bir erkeğe aşık olamaz; Sema mesela, onunla bir kedinin fareyle oynadığı gibi oynarken o bana içinde aşk denen o tiksindirici kelime ile dolu olan mesajlar yazardı. Didem ile de oynamalıydım belkide, hem de daha sert bir şekilde ve onu istememeliydim lakin istedim... Onu son kez orda gördüm, sonraki buluşmamızı iptal etti, onu defalarca aldatan kabak suratlı biriyle olmayı tercih etti. Ben ise onu bir daha görmemek için o dönem hayata karşı en büyük bağım olan drama topluluğundan ayrıldım, ahmakça bir karar. Yıllar sonra topluluğa geri dönmek için orada olabilmek için çabalayan yine benim.
Her şey farklı olabilirdi oysaki, Didem'in vereceği ufacık bir karara bağlıydı; ne kabak surat gibi onu aldatırdım ne de onu mutsuz ederdim lakin her kadın gibi o da ona acı vereni seçti. Belkide drama topluluğunda şu anda aktif biri olurdum, o da mezun olup gittikten sonra bu günleri bir tebessüm ile anardı. Ufacık bir karar, tabi benim de tavırlarım farklı olabilirdi, mesela ona ızdırap çektirerek kendime bağlayabilirdim, bedenen ve ruhen onu kötüye kullanıp kabak suratın yaptığı gibi bir köşeye atardım. Eskisi gibi biri olurdum...
Müslüman ya da ateist, şımarık veya ağır başlı, dahi veya ahmak; hiç değişmiyor, acı çekmeyi seviyor kadınlar ve anlayamıyorlar, aşık oldukları kişi hep onlara zarar veren kişi olacak. Yapmaları gereken tek şey, onlara değer veren kişiyi sevmek, sevmeyi öğrenmek. Sanırım bunu kadın ırkından beklemek, en iyi ihtimalle hayal perestlik olur.
17 Mayıs 2010 Pazartesi
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder