Mükemmel kadını tarif etmek gerekirse, tek bir şey dışında Elif diyebilirim, Elif Mıhçı. Bu gün bile hala biri mükemmel kadın diyecek olursa Elif'i gösteririm lakin onun da bir kusru vardı, kadın ırkının taşıdığı o kusur. Ona ızdırap veren için gitti ve ardından sadece yavaş yavaş silinen anıları bıraktı bir de o gittikten sonra yavaş yavaş kendini vaz geçmeye bırakan beni.
Nasıl tanıştığımızı şöyle böyle hatırlıyorum dürüst olmak gerekirse lakin sınırsız tesadüfler bütününü net olarak hatırlıyorum, öfkemin doruğa ulaşmadığı lakin bir kadını etkileme yetilerimin neredeyse dorukta olduğu bir dönemdi, her şeyin yıkılmaya başlamasından sadece altı ay önce. Hiç de uslu bir çocuk değildim o sıralar, hem de hiç değildim, Ece'nin değerinin farkında değildim ve bu kadar da değildi, Mutlu adında bir sevgilim daha vardı yani kötü çocuktum lakin kimsenin en ufak bir farkındalığı dahi yoktu oynadığım bu ufak oyunun, belkide bu nedenle Elif de beni aynı şekilde terk etti, onu Ankara şubesi olarak kullanan, kayda teğet bile geçmeyecek biri için, çapkının teki olduğumu birazcık da olsun gösterseydim hatta ona bir şube olduğu hissini verseydim bana da, Yiğit atlı o beş para etmez adama, aşık olduğu kadar aşık olacaktı. O da ardık bir anı.
Tesadüfler zinciri ve mükemmeliyet diyordum, değil mi? DeviantArt adlı bir sitede mesajlaşmamız ile başladı, sanırım bir fotoğrafım yahut galerim için attığı bir yorum ile başladı her şey. Görünüşe bakılırsa okuduğum okulun içinde bulunan yurtta kalıyordu, ilk görüşmemizi şöyle böyle hatırlıyorum o soğuğu seven kadını. Dışarıda su birikintileri buz kütlelerine dönüşürken yurdunun kafeteryasında üstünce incecik bir şey ile oturuyordu, baştan aşağı siyah giyinmişti, koyu kızıl saçları şöyle böyle parlıyordu. Konuşmamız esnasında bir ara "İnternette konuşurken senin bir snob olduğunu sanmıştım, ne kadar da cana yakınsın." ve yaptığı gözlem doğruydu, ne zaman internette olsam bir buz kütlesine dönüşüyorum. Kaderin bir cilvesi diyordum onunla tanışmama keza onunla konuştukça ve onunla vakit geçirdikçe ne kadar benzer olduğumuz ortaya çıkıyordu ve onun kedi gözleri ki gerçekten kedi gözlüydü daha da çekici geliyordu. Aynı olan şeyler ikimizin de uslanmaz birer siyah sever olmamızdan öteydi, onun da benim gibi hep birbirine benzer kıyafetleri olması tesadüf olamazdı ilk kez yemeğe çıkışımızda sadece bakışarak ne spariş edeceğimizi bilmemiz gibi. Bilgisayar oyunlarından büyük bir keyif alıyorduk, kucağıma oturup Zelda oynadığını hala hatırlıyorum ve de drama konusunda yaptığımız keyifli sohbetleri.
Elif ile yaptığımız konuşmalar esnasında sıkça İstanbul'a gidip o lanet olasıca şehirden büyük keyif aldığından bahsetmişti lakin asıl konu ordaya gitmesinin asıl nedeninin drama etkinliklerine katılması olduğuydu. Daha sonra öğrenebildim ancak Yiğit adındaki o onun bunun çocuğunun olduğu etkinliklere katılmak için gittiğini... Neler olduğunu anlayamayacak kadar kör olmuştu mantığım o dönem, Mutlu'yu elimde tutmak için yaptığım ufak oyunları ona yapamayacak kadar. Sadece kıyafetler üstümüzdeyken uyumlu değildik, ipek yumuşaklığında lakin mermer sertliğinde olan teni, tenime dokunduğu anda öğrenmişti tüm apartman adımın Salih olduğunu. Haftanın üç gecesi benim evimde kalırdı ve ben ona en sevdiği tatlıları yapardım her gece, en gayri ihtiyari tavuk göğsü sevdiğini söylediğinde gerekli malzemeleri almıştım onun için lakin hiç pişiremedim.
Bir gün, Adana'ya ailesinin yanına gidip geçmişte kalan o adam ile konuşup her şeyi açıklığa kavuşturacağını söylerek gitti, bir kaç gece sonra Mutlu'tyu görmeye gittiğim Antalya'da son kez ağladım, bir çocuk gibi zırladım telefonda ve ağlamaktan utandığımı söyledim. Yan odada uyuyan yeğenimin duymaması için yüzümü yastığa bastırarak hıçkırıyordum, onun için her şeyi Ece'yi dahi feda etmeye hazırdım, şimdi bunun nasıl da büyük bir hata olduğunu anlıyorum. Seni hiç aldatmamalıydım Ece. Ankara'ya döndüğümüzde yüz yüze olmasa da şu sözleri sarf etti, ama ben ona aşığım, ve bu sözler ile içimdeki son insanlık da öldü, geriye öfkeyle dolu biri kaldı. Okula gitmedim o dönem, onu görmek istemedim ve evim, ruhumu yansıtmaya başladı, pislik içinde, bakımsız, kim ne kadar temizlerse temizlesin kısa süre sonra o eski halini alan bir pislik yuvası, hala da öyle. Onu bir kaç günden daha uzun süre temiz tutacak son insanı da, Ece'yi de, ben kovdum hayatımdan, hayatımdaki en büyük hatayı sorsalar Ece'yi aldatıp onu üzmek, ondan ayrılmak olduğunu söylerdim.
Bir sonraki dönem gördüm onu, yavaş yavaş parçalanan biri iken, sarıldım, aramızdaki uyumdan hiç bir şey kaybetmemiştik, karşı koyamadı ve sarıldı, sımsıkı. Konuştuğumuz bir kaç gün boyunca onun hakkında yeni şeyler öğrendim, aradaki zamanda yaptıklarını, aşık olduğu adamı dahi aldattığını ve o adam Finlandiya'da iken onu arada yaramazlık yapan bir köpek gibi beklediğini. Sanırım o yaramazlıklardan biriydim ben de, facebook üzerinden yaptığı yaramazlığı yüzüne vurana kadar bir kaç gün daha konuştuk ve geriye kalan büyük bir sessizlik oldu.
Geriye bakıp düşündükçe anlıyorum, o zaman da anlamıştım lakin görmezden gelmiştim neden "arkadaşlarıyla" dışarı çıktığında beni istemediğini ve birlikte gitmek istediğim o Bling Guardian konserine hiç gidemediğimizi. Onu sarhoşken hiç görmedim, "arkadaşlarıyla" dışarıda olduğu o geceki telefon konuşmamız dışında, sanırım alkolü sadece o onun bunun çocuğu ile içebiliyordu...
Ona gerçekten değer veren ve kusursuz bir uyuma sahip olduğu kişiyle olsaydı, her şey çok daha farklı olabilirdi. Birlikte mutlu olabilirdik hem de çok mutlu. Aşık olduğu adamı, her ne kadar bir sülükten daha değersiz olsa da, aldatmak zorunda kalmazdı ve bir erkeğin içindeki son insanlığı da öldürmezdi, onun serbest bıraktığı canavar, cinayetlerini özgürce ve soğuk kanlılıkla işlemezdi, o canavarı susturabilirdi. Yapmadı, çünkü annesi tek babası çok olan birine aşıktı, onu Ankara şubesi olarak kullanan birine.
Bir şansım daha olsa, geçmişe dönebilsem, onunla ilk tanıştığım ana; onunla arkadaş dahi olmazdım, Mutlu'dan ayrılırdım ve Ece'yi hayatımın odağı yapardım, ona sonsuz bir mutluluk vermek için yaşardım lakin bunun için dahi artık çok geç. Kendi yarattığım cehennemde yavaşça çürüyeceğim yaptığım tüm kötülükler için.
Tavuk göğsü, evet, o tatlıyı yaptım, yaptım ve tamamen yanana kadar bekledim, üstünde yenilebilecek bir kısmı kalmıştı, gerisi ise siyah ve tanınmaz bir kütle idi, öfke ile simsiyah bir balçık haline gelmiş ruhum gibi.
20 Mayıs 2010 Perşembe
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
Bu yorum yazar tarafından silindi.
YanıtlaSil